11 Aralık 2023 14:58
AAOIFI bu şartlar gerçekleştiği takdirde ana faaliyeti helal olup faaliyetlerinde bir kısım haram bulunduran şirketlerin hisse senetlerine yatırım yapmanın caiz olduğu kanaatindedir. Bu bağlamda durumu özetleyecek olursak ülkemizde borsanın cevâzına tek ruhsat, Katılım Endeksi'dir.

Bazı çağdaş İslam hukukçuları borsada işlem gören şirketlerin faaliyetlerine bakılmaksızın borsadan hisse senedi alım satımının kesinlikle caiz olmadığını ileri sürerek bu görüşlerini şu şekilde gerekçelendirirler:

  • Mevcut şekliyle sermaye ortaklığı sözleşmesi fıkhen batıl bir akittir. Bundan dolayı batıl bir akitle kurulmuş sermaye şirketinin çıkardığı bütün evraklar da batıldır. Bu yüzden bu şirketlerin çıkardığı hisse senetlerini almak veya satmak caiz değildir.
  • Hisse senedi alım satım akdinde cehalet bulunmaktadır. Hisse senedinin temsil ettiği varlığın içeriği açık ve net değildir. Ayrıca kâr maksadıyla hisse senedi alım satımının topluma bir faydası yoktur, zararı vardır.
  • Hisse senedi şirketin hem ayni hem de nakdi varlığını temsil etmektedir. Fakat bu senetler nakit olarak alınıp satılmaktadır. Bu alım satımda ayni varlık transfer edilmemekte sarf kuralları çiğnenmektedir.
  • Batıdan alınan şirketler, Batının sömürgeci, kapitalist zihniyetini yansıtmakta ve İslam fıkhının şirketlerle ilgili formuna ve kurallarına uymamaktadır. Bundan dolayı bu şirketlerle ilgili işlemler batıl olacak ve elde edilen kar da helal olmayacaktır.
  • Hisse senedinin piyasa değeri birçok faktöre bağlı olarak değişmektedir ve şirket varlığından ayrılarak müstakil bir varlık hüviyetini kazanmıştır. Ayrıca şirketin varlığında helal ve haram, faiz ve gayri meşru kazanç iç içedir. Bundan dolayı hisse senedinin alım satımı caiz değildir.
  • Borsada kurumlar arası bilgi sızdırmalar, hileli ve manipülatif davranışlar hisse senetlerinin değerine etki etmektedir. Borsada fiyatlar, tarafların serbest iradeleriyle ortaya çıkmamaktadır. Taraflardan birinin lehine ve diğerinin aleyhine haksız kazançlar söz konusu olmaktadır.
  • Borsaların yapısı ve şirketlere ait hukuksal düzenlemeler sıradan insanların paralarını haksız yolla kaybetmesine neden olmaktadır.
  • Bir şirketin borsada işlem görmesi için anonim şirket olma zorunluluğu vardır. Anonim şirket bir mülk şirketidir. Anonim şirketin bizatihi kendisi alacaklı ve borçlu olur. Bundan dolayı Anonim şirket ortakları şirket alacaklılarına karşı sadece malvarlıkları ile sorumludur. İslam fıkhına göre ise şirketin bizatihi kendisinin zimmeti olamaz. İslam fıkhında alacaklar ve borçlar ortakların zimmetine taalluk eder. Şirketin malvarlığı borçları ödemeye yetmediğinde ortaklar bu borçtan dolayı sorumlu olmalıdır. Oysa Anonim şirkette şirketin bizatihi kendisi alacaklı ve borçlu olmaktadır. Bu da fıkha aykırıdır.

Hisse senedi alım satımını kural olarak caiz gören fukahanın görüşleri ise şöyledir:

  • Şirket sermayesini belli hisselere ayırmakta ve isteyen bu hisselere sahip olmaktadır. Hisseler şirkete tabi olarak kâra ve zarara açıktır. Gerekli şer’i şartları taşıdığından bu şekilde hisse senedi satın alarak şirkete ortak olmanın cevazında şüphe yoktur.
  • Hisse senetlerinin alım-satımı kâra ve zarara ortak olmayı temsil etmesi sebebiyle kural olarak helaldir. Fakat şer’i hükmü, hisse senedini ihraç eden şirketin ticari işlemlerinin meşru olmasına bağlıdır. İslam konferansı teşkilatına bağlı İslam Fıkıh Akademisinin 1988’de Rabat’ta, 1992’de Cidde’de yaptığı toplantılarda bu şekilde bir karar alınmıştır.
  • Haram ve helal ile karışık olan bir malın çoğu helal ise onu alıp satmakta bir sakınca bulunmamaktadır. Kasani’nin bu hususta söylediği “herhangi bir malın çoğu helal ise onu alıp satmakta bir beis yoktur” ifadesi hisse senetleri için de düşünülebilir. Fakat şirketin parasını meşru olmayan alanlara yatıran ya da şirkete faizli kredi alan kimse kesin olarak mesuldür.
  • Borsanın işleyişi ile ilgili olarak pek çok olumsuzluk bulunmasına rağmen haramlığına dair kesin delil bulunmamaktadır. Bu nedenle hisse senedi alım satımına kesin olarak haram denemez. Bu olumsuzluklar nedeniyle ancak mekruh görülebilir.
  • Hisse senedinin hem ayni hem de nakdi varlığı temsil etmesine rağmen satışında ise sadece nakdi varlığın satılmasından dolayı caiz görülmemesi doğru değildir. Çünkü şirketin nakdi varlığı ayni varlığına tabidir. Hisse senedinin alım satımında ayni varlık da transfer edilmektedir.
  • Hisse senedine dayalı şirket türü klasik doktrinde mudarebe olarak bilinmektedir. Bu ortaklıkta kâra ve zarara ortak olma esası vardır ve mubah kılınmıştır.
  • Gerekli şer’i şartları taşıyan bir şirketin hisse senedini almak caizdir. Batı’nın ticaret hukukundan alınan anonim şirketlerin İslam fıkhındaki şirket türleri içinde değerlendirilmesinde bir sakınca yoktur. Dinin temel ilke ve kuralları ile çelişmediği müddetçe kamu yararına yönelik olan gelişmelerin alınmasında dini bir sakınca bulunmamaktadır.
  • Hisse senedinin bir ortaklık belgesi değil de bağımsız bir mal gibi alınıp satılmasından dolayı hisse senedi satışının caiz olmadığı görüşü doğru değildir. Muamelelerde mubahlık esastır. Kendi başına bir mal haline gelmiş de olsa hisse senedinin cevazını engelleyen güçlü bir gerekçe yoktur.
  • Borsada manipülatif müdahalelerle suni olarak fiyat oluşturulması kesinlikle caiz değildir. Manipülasyon, pek çok hadisle yasaklanmıştır. Fakat anonim şirketin ve hisse senedinin tabiatıyla ilgili olmayan manipülatif ve spekülatif hareketler hisse senedinin cevazını doğrudan etkilemez.

Çağdaş fıkıh alimlerinin büyük kısmı ikinci görüşe, yani hisse senedinin alım satımının kural olarak bir ortaklığı temsil etmesinden dolayı caiz olduğu görüşündedir. Muhammed Ebu Zehra, Ali el Hafif, Abdulaziz Hayyad, M.Yusuf Musa, Mahmud Şeltut, Abdulvehhab Hallaf, Abdurrahman Hasan gibi alimler de borsanın caiz olduğu görüşünü desteklemektedir. Sermaye piyasalarının belirli bir düzene kavuşturulamadığı, manipülatif müdahalelerin ve suni fiyat oluşumlarının meydana geldiği borsalar bir tür kumar görünümü alabilmektedir. Borsada bu tür hareketlerin ne derecede olduğu hisse senedi alım satımının hükmünü etkileyebilir. Fakat bu giderilmesi ve önlem alınması gereken geçici bir durumu teşkil etmekte, hisse senedi alım satımının kural olarak haram hale getirmemektedir.

Borsaların ne derecede spekülatif müdahaleye açık olduğu, ne derecede denetlendiği, sıradan insanların haklarını koruyacak düzenlemelerin bulunup bulunmaması gibi faktörler hisse senedinin fıkhi hükmünü etkileyebileceği gibi hisse senedini ihraç eden şirketlerin faaliyetlerinin meşru olup olmaması da hisse senedinin fıkhi hükmünü etkilemektedir. Örneğin faaliyetleri tamamen haram olan şirketlerin hisse senedini alıp satmak kesinlikle caiz görülmemektedir. Faiz, kumar, sigara, alkollü içecek, uyuşturucu, fuhuş, domuz ürünleri vb. alanlarda faaliyet gösteren şirketler bu kapsamda değerlendirilir. Bu şirketlerin hem kurulması hem de hisse senetlerinin alınıp satılması ittifakla haramdır.

Bir şirketin faaliyet alanı meşru olmasına rağmen işlemlerinin bir kısmında haram faaliyetler olabilir. Günümüzde pek çok şirket faizli kredi kullanmakta ya da nakit fazlasını bankaların faizli mevduat hesaplarında değerlendirmektedir. Gıda sektöründe faaliyet gösteren bir şirket, çoğu helal ürün olmasına rağmen bunların yanında alkollü içki, domuz ürünleri gibi haram olan gıda maddelerinin de üretimini yapabilmektedir. Çağdaş fukaha şirketin faaliyetlerinin tamamının ya da bir kısmının haram faaliyetleri içermesi durumunda ise bu şirketlerin çıkarttıkları hisse senetlerinin alınıp satılmasını belli şartlarda caiz görmektedirler. Burada çağdaş fukahanın çoğu, helal olmayan işlemleri üçte biri (%33) geçmemişse bu şirketlerin hisse senetlerinin alınabileceği fakat haram olan kısmın yoksullara dağıtılması gerektiğini ifade etmişlerdir. Bu görüşte olanlar fetvalarında kaçınılmaz durum, zorluk, sıkıntıyı giderme ve ihtiyaç gibi dayanakları delil göstermişlerdir.

AAOIFI, Racihi Bank, Ürdün İslam Bankası fetva kurulları gibi bazı fetva kurulları bir şirketin hisse senedinin alınabilmesi için şirketin haram faaliyetlerinden elde ettiği gelirin belli bir oranı aşmaması ve faize dayalı kredilerinin veya faize dayalı varlıklarının miktarının şirketin toplam varlıkları içerisindeki payının belli bir oranı geçmemesi şartına bağlamışlardır. Abdullah el-Meni, Yusuf el-Kardavi, Ali Muhyiddin el-Karadağı ve Yusuf eş Şibli gibi fakihler de bu görüştedir. Faaliyetleri helal olmakla birlikte faaliyetlerinde haram olan işlemler bulunan şirketlere yatırım yapılabileceği fikri İslami endekslerin de çıkış noktalarından birini oluşturmaktadır.

Pek çok İslami endeks, hisse senetlerine yatırım yapılabilmesi için kendi Şer’i kurulları yoluyla standartlar benimsemiştir. Bu konuda en kapsamlı standartları oluşturan İslami Finansal Kuruluşlar Muhasebe ve Denetim Organizasyonu’nun (AAOIFI) benimsediği standartlar ise şöyledir:

“Kural olarak ana faaliyet alanı İslami hükümlere uygun olmakla birlikte kimi zaman faizli işlem veya diğer mahzurlu malların ticaretini yapan şirketlere ortak olmak ve bu şirketlerin hisse senetleri ile muamelede bulunmak (bu hisse senetlerine yatırım yapmak veya bunların ticaretini yapmak) kesinlikle haramdır. Ancak belli şartlar doğrultusunda yapılacak ortaklık veya muameleler (yatırım veya ticaret) bu genel kuraldan istisna edilmiştir” (AAOIFI, 2012:442)

Bu şartlar ise şunlardır:

  1. Şirketin ana sözleşmesinde faiz veya diğer haram olan mal ve hizmetlerin ticareti (içki, domuz vb) gibi işlemlerin bulunacağını ifade eden bir madde bulunmamalıdır.
  2. Şirketin aldığı faizli kredinin toplamı tüm hisse senetlerinin toplam piyasa değerinin yüzde 33’ünü aşmamalıdır. Burada önemle bilinmesi gereken nokta miktarı ne kadar olursa olsun faizli kredi almanın kesinlikle haram olduğudur.
  3. Şirketin faiz geliri elde etmek için faizli bankalardaki faizli-vadeli hesaplara yatırdığı kısa-orta veya uzun vadeli paraların toplamı tüm hisse senetlerinin toplam piyasa değerinin yüzde 33’ünü aşmamalıdır. Burada önemle bilinmesi gereken nokta, miktarı ne kadar olursa olsun faizli hesaplara para yatırmanın kesinlikle haram olduğudur.
  4. Şirketin dinen meşru olmayan (faiz, mahzurlu mal satış vs.) işlemlerden elde ettiği gelir toplam gelirin yüzde 5’ini aşmamalıdır. Bu gelirin haram işlemlerden kaynaklanmasıyla haram malı mülk edinmek yoluyla elde edilmesi arasında ilgili hüküm bakımından bir fark yoktur.
  5. Şirketin mahzurlu gelirlerinden hisse senedi başına düşen kazancın, mahzurlu gelir esas alınarak aşağıda açıklanan yöntemler doğrultusunda arındırma yapılarak elden çıkarılması gerekir:
  • a. İster yatırım yapmak ister ticarette bulunmak yoluyla bu hisse senetlerine sahip olan kimselerin, mali dönem sonunda haram yollarla yapılan faaliyetlerden, haram mülk edinmekten veya faizli gelirden sağlanan mahzurlu kazançtan kurtulması, diğer gelirlerini mahzurlu gelir oranı kadar miktarı elinden çıkarmak suretiyle arındırması gerekir. Mali dönem bitmeden önce hisse senedini satan kimsenin böyle bir arındırma işlemi yapmasına gerek yoktur.
  • b. Arındırılması gereken kazanç, şirketin mahzurlu gelirlerinden hisse senedi başına düşen miktardır. Bu bakımdan kârların/temettülerin dağıtılmış olup olmaması ve şirketin kâr veya zarar etmiş olması arasında fark yoktur.
  • c. Aracı kuruluşların, vekillerin veya hisse senedi alım satımlarını yönetenlerin aldıkları komisyon veya ücretten bu arındırma işlemini yapmalarına gerek yoktur. Çünkü bunlar yapmış oldukları işin/ vermiş oldukları hizmetin karşılığını almışlardır.
  • d. Hisse senetlerinden arındırılacak mahzurlu kazancın hesaplanma yöntemi şudur: Hisse senedi başına düşen mahzurlu kazanç, şirketin mahzurlu geliri esas alınarak bulunur. Bunun için de şirketin toplam mahzurlu kazancı toplam hisse senedi sayısına bölünür. Böylece her hisse senedi başına düşen mahzurlu kazanç tespit edilmiş olur. Bu hisse senedine sahip olanlar veya bunlarla muamelede bulunanlar ellerindeki hisse senedi sayısı ile mahzurlu kazanç miktarını çarparak kurtulmaları, arındırmaları gereken miktarı bulurlar. Örnekli açıklama için bakabilirsiniz > ARINDIRMA NASIL YAPILIR?
  • e. Elde edilen ve arındırılması gereken mahzurlu kazançtan hiçbir şekilde yararlanılamaz; bu tür kazançtan yararlanmak maksadıyla vergi ödemek için bile olsa hileli yöntemler uygulanamaz. (AAOIFI, 2012:442- 444)

AAOIFI bu şartlar gerçekleştiği takdirde ana faaliyeti helal olup faaliyetlerinde bir kısım haram bulunduran şirketlerin hisse senetlerine yatırım yapmanın caiz olduğu kanaatindedir.

Ülkemizde Katılım Endeksi, işte AAOIFI’nin bu ölçülerine göre yapılandırılmış olup hizmet vermektedir. Bu bağlamda durumu özetleyecek olursak ülkemizde borsanın cevâzına tek ruhsat, Katılım Endeksi’dir.

Prof. Dr. Mehmet SARAÇ’ın danışmanlığını yaptığı Dr. Salih ÜLEV’in Yüksek Lisans Tezi’nden derlenerek alınmıştır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (0) in /home/helalbor/public_html/wp-includes/functions.php on line 5373

Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (0) in /home/helalbor/public_html/wp-content/plugins/really-simple-ssl/class-mixed-content-fixer.php on line 107