23 Şubat 2024 19:21
2000 yılında ABD’de bir araştırma yapılıyor. 10 bin şirket inceleniyor ve bu 10 bin şirketin yaklaşık % 95’inin katılım endeksi kriterlerine uymadığı tespit ediliyor. Yani 10 bin şirketten geriye ne kadarı kalıyor, beş yüz kadarı kalıyor. Bu şirketlerin %22’si kadarı faaliyet alanından, %62’si faizli yabancı kaynak kullanımından, %8’i faiz gelirinden, %3’ü de diğer sebeplerden eleniyor. Dolayısıyla %33, %5 gibi eşik değerleri belirleyen İslam âlimleri, bunu bir zaruretten dolayı belirliyorlar.
2000 yılında ABD’de bir araştırma yapılıyor. 10 bin şirket inceleniyor ve bu 10 bin şirketin yaklaşık % 95’inin katılım endeksi kriterlerine uymadığı tespit ediliyor. Yani 10 bin şirketten geriye ne kadarı kalıyor, beş yüz kadarı kalıyor. Bu şirketlerin %22’si kadarı faaliyet alanından, %62’si faizli yabancı kaynak kullanımından, %8’i faiz gelirinden, %3’ü de diğer sebeplerden eleniyor. Dolayısıyla %33, %5 gibi eşik değerleri belirleyen İslam âlimleri, bunu bir zaruretten dolayı belirliyorlar.
Yani bunu sıfıra indirdiğimiz zaman, yani hiç faizli işlem yapmasın şirket dediğimiz zaman artık ortada bir şey kalmıyor, yatırım alternatifleri çok azalıyor. Sonuçta portföy teorisi açısından çok çeşitli sonuçlar söz konusu oluyor. Hatta mevcut durumunda bile, yani mevcut kriterlerle bile izleme yapıldığında, yani %33’lere, %5’lere izin verilip izleme yapıldığında, İslami endekslerin sektörel dağılımlarının, çeşitlendirme düzeylerinin önemli ölçüde dezavantajlı hâle geldiğini görüyoruz.
İzleme kriterleri konusunda biz Müslümanları rahatsız eden şeyler de var. Yani şimdi faizin %100’ü haram, %30’u helal mi? Tabii ki değil, buna asla o şekilde bir kılıf bulmaya çalışmamalıyız, yani buna hiçbir şekilde gerekçe bulamayız. Bu, zaruret durumundan ortaya çıkan bir olgudur. Dolayısıyla mevcut izleme kriterleriyle bile İslami endeksler çok önemli ölçüde daralıyor, yani İslami endekslerin yatırım evreni önemli ölçüde kısıtlanıyor. Burda da zaruret kavramına açıklık getirmek gerekiyor. Zaruret, hali hazırda yasak olan şeyin işlenmesini caiz kılan özürdür. yukarda saydığımız ve daha sayamadığımız nedenlerden ötürü zaruret demek durumundayız. Mecelle’nin 21. kaidesinde “Zaruretler, memnu’ (yasak) olan şeyleri mübah kılar.” yazılıdır. Zaruret, yasak olan şeyin işlenmesini caiz kılan özür iken memnu’ yasaklanmış, mübah da yapılıp yapılmaması serbest olan demektir.
İslam hukuk usulünde, yasak olan şeylerin mübah kılınmasına “ruhsat” adı verilmektedir ki, bir özür sebebiyle sonradan meşru kılınan şey demektir. Fakat ruhsatta yalnızca hukuki sorumluluk kalkar, haramlık ise devam eder. İşte bizim borsadaki yaptığımız işlemler de bu kaideye göre zaruriyattan olup ruhsat kabilindendir. Çözüm olarak kâr ettiğimiz işlemlerden mahzurlu gelir oranı kadar parayı sadaka/zekat vererek kazancımızı haramlardan arındırma işlemi tavsiye ediliyor.
Bu konuyu başka yönleriyle de irdelemeye devam edeceğiz inşallah. Borsada işlem yapan binlerce insanın da harama mahkum olmadan halis niyetle helal/arındırılmış kazancına vesile olmak için bu bilgiselini paylaşarak destek olabilirsiniz. Bereketli kazançlar diliyorum.

Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (0) in /home/helalbor/public_html/wp-includes/functions.php on line 5373

Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (0) in /home/helalbor/public_html/wp-content/plugins/really-simple-ssl/class-mixed-content-fixer.php on line 107